Chargement de la page en cours... 


::::...ISLAM ASKI...::::




Myspace Codes, Myspace GraphicsMyspace LayoutsMyspace Text Generator, Myspace GraphicsMyspace CodesMyspace CodesMyspace Codes, Myspace GraphicsMyspace CodesGlitter GraphicsMyspace CodesGlitter GraphicsMyspace, Myspace CodesMyspace CodesMyspace CodesMyspace CodesMyspace LayoutsMyspace BackgroundsMyspace Codes, Myspace GraphicsGlitter GraphicsGlitter GraphicsMyspace Text Generator, Myspace GraphicsMyspace CodesMyspace, Myspace CodesMyspace LayoutsMyspace LayoutsMyspace Codes, Myspace Graphics


SEMA'nin blogu ISLAM ASKI - Blogcu
SEMA'nin blogu ISLAM ASKI

Tanım

bloguma hos geldiniz Es Selamun aLeyküm Ve Rahmatullahi Ve Berekatuhu Ebeden Ve Daimen Cenab-i Hakkibulan neyi kaybeder ve Onu kaybeden neyi kazanir. Onu bulan herseyi bulur. Onu bulamayan hicbirseyi bulamaz, bulsa da basina bela bulur. Bu zamanda en büyük bir ihsan, bir vazife imanini kurtarmaktir. Baskalarinin imanina kuvvet verecek bir surette calismaktir. En hayirligenc odur ki; ihtiyar gibi ölmü düsünüp ahiretine calisarak, genclik hevesatina esir olmayip gaflette bogulmayandir.. Onu taniyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardir.Onu unutan saraylarda da olsa zindandadir, bedbahttir.. Kendini basibos zannetme.Zira, su misafirhane-i dünyada, nazar-i hikmetle baksan, hicbir seyi nizamsiz, gayesiz göremezsin. Nasil sen nizamsiz, gayesiz kalabilirsin? Eger yerdeki agaclarkalem olup, denizler mürekkep olsa, Cenab-i Hakkin kelimatini yazsalar, bitiremezler.Gururunu birak, aczini anla, mâlikini tani, vazifeni bil, dünyaya ne icin geldigini ögren. Hak Subhanallah-u Yar ve Yardımcımız oLsun...
  • bas ortusune sorulan soruya cevap
  • Bursa ulu camii
  • bursa ulu camiigunes sistemi





  • \- Kur'an-ý Kerim Hatim -/

  • Diyanet Meali
    Elmalýlý Y. M.
    Yaþar Nuri M.

    Vatan sevgisi imandandır

           

               «Bastığın yerleri "Toprak" diyerek geçme tanı!

    Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

    Sen şehit oğlusun, incitme yazıktır atanı;

             Verme; dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.» M.A.Ersoy

    Sevgili Peygamberimiz: «İnsanların hayırlısı diğer insanlara faydalı olandır» buyurmuştur.

    Dinimizde vatan sevgisinin önemi şu cümlede özetlenmiştir: «Vatan sevgisi imandandır.»

     

     

         1.        "Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir" (Buhârî, İman: 4; Müslim, İman: 64, 65, 66; Ebu Davud, Cihad: 2; Tirmizi, Kiyame: 52; Nesâî, İman, 8, 8);

    2.        "Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez ve başkalarının zulmetmesine de razı olmaz..." (Buhârî, Mezâlim, 3)

    3.         "Bir Müslüman’a küfretmek fâsıklık, onu öldürmek ise küfürdür"(Buhârî, İman: 36; Müslim, İman: 116).

    4.        "Müslüman’ın Müslüman’a kanı, malı ve ırzı haramdır" (Müslim, Birr: 32; Ahmed b. Hanbel, III, 491);

    5.        "Müslüman’ın Müslüman üzerinde beş hakkı vardır: Selâmını almak, davetine icabet etmek, cenazesinde hazır bulunmak, hastalandığı zaman ziyaret etmek ve aksırdığı zaman Allah'a hamdederse "yerhamüke'llahü (Allah sana rahmet etsin)" demek" (Buhârî, Cenâiz: 2; Müslim, Selâm, 4-6; Tirmizî, Edeb: 1; İbn Mâce, Cenâiz: 1; Ahmed b. Hanbel, II, 332, 372, 412, 540).

    6.        "Müslüman, diğer Müslümanların canına, malına ve namusuna saygı duyan kimsedir" (Ahmed b. Hanbel, a.g.e., II, 491);

    7.        Hangi Müslümanlık daha hayırlıdır diyen birine Rasûlüllah (s.a.s.); "Tanıdığın ve tanımadığın herkese yemek ikram eder ve selam verirsin " cevabını vermiştir (Buhârî, İman: 6, 20; Müslim, İman: 63; Nesaî, İman: 12).

    8.        Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim Müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır.  Kim bir Müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n  kusurunu) örter. (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.)

    9.        İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.

          (Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56)

    10.     Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz. (Buhârî, Edeb, 57, 58.)

    11.      

     

    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!

    Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl

    Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal

    Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet

    Hakkıdır Hakk'a tapan, milletimin İstiklâl!

                                           M.A.Ersoy


    Tarih: 01:38, 23/2/2007
    Yorum (4) | Bağlantı

    HADİSLERLE İSLAMDA HOŞGÖRÜ VE KOLAYLIK

    RAHMET PRENSİBİ

    İslam rahmet dinidir. Rahmetin "mağfiret" manası da vardır. Firûzâbâdi'ye rahmet kelimesi Kuran'da yirmi ayrı manada kullanılmıştır. Anneye ve diğer canlılara verilen rahmet duygusu Allah’ın(cc) sonsuz rahmetinin yüzde biri ancaktır. Allah(cc), rahman sıfatıyla insanları ilgilendirir "Rahm'i ve sıla-i rahmi" emreder. "Ben Rahmanım, rahmi yarattım, bu isimden ona bir isim ayırdım, seninle ilişkisini kesmeyenle, ben de ilişkimi kesmem, seninle sıla-i rahim yapmayana ben de yapmam". Rahman sıfatıyla akrabalık bağının önemi vurgulanmıştır.

    Rahman sıfatı yalnız Allah için kullanılır, rahim başkası içinde kullanılır. Bu sıfatın ayrımı "Dünyanın Rahmanı, Ahiretin Rahim'i" şeklinde kullanılır. Rahman geniş manalıdır. Allah’dan rahman sıfatıyla büyük şeyler (iman, cennet), Rahim sıfatıyla küçük şeyler istenmelidir.

    Efendimiz' in (sav) gönderiliş gayesi de rahmettir. O, rahmetle kalplere girmişti. "Allah'ın (cc) rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandım. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın etrafında dağılır giderdi......"(Ali İmran,159), cihatla emredilinceye kadar rahmetle davrandı, cihat emredilince de cihadın gereğini yaptı. "Ben lanet edici olarak gönderilmedim, büyük-küçük her kusur için size rahmet olarak gönderildim" buyuran efendimiz (asm), canavar ruhlu bir kavimden medeni bir toplum çıkarmıştır ayrıca "Hoşgörülü haniflik ile gönderildim, kim benim sünnetime muhalefet ederse benden değildir" buyurarak dinin evrenselliğini ve kolaylığı belirtmiştir.

    KÜÇÜKLERE MERHAMETİ

    "Küçüğümüze merhamet etmeyen, büyüklerimizi tanımayan bizden değildir", "Merhamet etmeyene, merhamet edilmez", çocuklarını hiç öpmeyen bedeviye "Allah kalplerimizden merhameti çıkardı ise ben ne yapabilirim ki" buyurması; Oğlu İbrahim'i, süt annesinin yanında ziyaret etmek için, Medine’nin bir ucuna gidip, İbrahim’i öpüp koklaması; Hz. Hasan ve Haz. Hüseyin’i sırtına alıp namaz kılması; Köle bile olsa anne ile çocuğun arasının açılmaması, ayrılmamasını emretmesi, küçüklere olan merhametinin birer nümü nesidir

    İBADET VE MUAMELATTA RAHMET

    İbadetlerde, fakat ölçüsünde mükellef kılınma, prensibi hakimdir. İlk olarak, haram ve helal kılma yetkisi şariye aittir ağır yük ve takat üzerinde sorumluluğu ve böyle bir konuda gayretkeşliğe düşeni Hz. Peygamber (sav) hoş karşılamıyordu. "Müslümanların en büyüğü günahkarı haram olmayan bir şey hakkında soru soran ve sorusundan dolayı yeni bir haramın ihdasına sebep olan kişidir".

    Çok soru sorma ve kendini ilgilendirmeyen konuda tekellüfe girme mekruhtur. "Ey iman edenler açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayınız..."(Maide,101).

    İbadete tekellüf eden kadına Efendimiz (asm) "Allah hiç usanmaz ta ki siz usanırsınız, bıkarsınız. Gücünüz nispetinde ibadete sarılıp, ona tahammül ediniz".

    Visal orucunu da nehy edilmiştir.

    Efendimiz iki şey arasında muhayyer kaldığında, günah olmayan kolayını seçerdi.

    KÖLELERE MERHAMET

    İslam, değişik cezalarda köleyi hürriyetine kavuşturmayı ilk sıraya koymuştur.

    a- Kölem, cariyem denmez, oğlum, kızım denebilir,

    b- Köleler kardeşlerinizdir. Yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin,

    c- Köle-efendi bir kaptan yemek yiyebilir,

    d- kölelerin talim ve terbiyenin yapılması,

    e- Dövmede ise yüzüne vurmama

    Cevdet Paşa "Müslümanlıkta köle almak, köle olmaktır", demiştir.

    HAYVANLARA MERHAMET

    Hayvanların hayat hakkı kutsaldır, zararı olmadıkça dokunulmaz. "Haksız yere bir serçeyi öldürene, Allah kıyamet gününde hesap soracaktır"(Hadisi Şerif)

    Kedisini hapsederek öldüren kadının cehenneme gitmesi, hayvanın boğazlanırken bıçağın keskin olması ve hızlı kesilmesi, hayvanın canlı iken bir uzvunun kesilmemesi emredilmiştir.

    "Her canlıya iyilik yapana sevap vardır."(Hadisi Şerif)

    II. BÖLÜM

    İSLAM KOLAYLIK DİNİDİR

    İnsan bir mücadele içindedir. Tabii aklı ile aşamadığı konularda ise vahiy ve tebliğ ile hareket edecektir.

    KURAN'IN KOLAYLIĞİ

    "Ana olsun ki, biz Kuran'ı düşünmek için kolaylaştırdık, ibret ve öğüt alan var mı?" (Kamer,17). Kuran her seviyede her kültürde insana hitap eder. Kolaylık, öğrenmede, okumada anlamada, müteşabih ayetler de ehli tarafından anlaşılacaktır.

    Aynı zamanda da, Kuran'dan kolay gelen okunmalıdır. İmam Şafi' ye göre müminin namaz kılacak kadâr, tespih ve züdr yapacak kadar Arapça bilmesi gerekir. İmam Azama göre namazda Farsça kıraat caizdir. İmam Yusuf ve Muhammet’e göre Arapça kıraate gücü yetmeyenler için Farsça kıraat caizdir. Bir rivayette İmam Azam bu görüşünden vazgeçmiştir.

    TAKAT ÜSTÜ YÜKÜMLÜLÜK

    "Size bir iş emrettim mi gücünüz yettiği oranda yerine getiriniz. Bir şeyden yasakladığımda ondan da kaçınınız"(Hadisi Şerif). Allah(cc) Efendimizin ümmetini, diğerlerinin aleyhine meşveret kılmıştır. Mesela, İsmail oğullarına, elbiselerine idrar bulaştığında onu bıçakla kesme hükmünü koymuştur ayrıca Yahudilere, Hıristiyanlara elli vakit namaz, malın dörtte biri vergi vermek, vatanlarından çıkarılmak, tövbe için intiharla mükellef tutulma gibi hükümler vardır. İçyağı haram kılınmıştır. Cumartesi günü çalışma yasaklanmıştır.

    HADİSLERDE KOLAYLIK

    "Din kolaylıktır. Hiç kimse yoktur ki din hususunda kendini zorladığında din ona galebe etmesin. Öğle olunca orta yolu seçiniz....."(Hadisi Şerif)

    İBADETTE KOLAYLIK

    1. Cuma namazı, oruç, hac, umre bazı özürlerden dolayı düşer.

    2. Namazın hastalık nedeniyle rükünlarında eksiltme.

    3. Namazın rükünlannı değiştirme, dâyanarak kılma, ima ile kılma, kefaret.

    4. Seferde öğle-ikindi, akşam-yatsı cem etme

    5. Teyemmüm

    MEŞAKKAT

    1. İbadetin kendisinden ayrı olmadığı meşakkat, soğukta abdest, guslün zorluğu, sıcakta oruç gibi

    2. Kendisi sebebiyle ibadetlerinin düştüğü meşakkatler.

    a) Ağır meşakkati öldürülme koşuluyla ibadetin terki

    b) Hafif meşakkat; Bunlara itibar edilmez. Hafif ağrılar gibi

    c) Orta şiddetle meşakkat; Mescide bevleden bedeviye Efendimizin (asm) müsamahası ve bevledilen yere bir kova su dökülmesini emretmesi

    · Dinde kolalaştırma vardır.

    · Rıfk ile muamele

    · Müsamaha. İslam el-Hanifiyeti's Semha'dır. Müsamaha aynı zamanda cömertliktir.

    ·Alışverişte kolaylık

    İBADETLERDE KOLAYLIK

    Müslümanlar ümmeti vasattır. Efendimiz uzun namaz kılmak ister fakat çocuk ağlaması duyarsa kısaltırdı.

    "Dinde aşırılıktan kaçınınız, sizden öncekiler aşırılıkla helak oldular".

    Efendimiz, hacda saçları bitlenen kişinin saçlarını kestirmiş ve üç gün oruç tut buyurmuştur.

    Nafile oruç bozulursa kaza edilebilir.

    Namaz kılan kişi, elbisesini hırsızın çaldığını görse namazı bozabilir.

    RUHSAT

    Haramı gerektiren külli bir asıldan istisna olmak üzere ve sadece ihtiyaç durumlarına mahsus meşakkat veren özür sebebiyle meşru kılınan hükümlere Ruhsat denir.

    Asıl ve genel olup her mükellefin yapmakla mükellef olduğu hükümlere ise Azimet denir.

    Hasta olan kişi iyileşince kaza etmek üzere Ramazan orucunu tutmayabilir (Ruhsat). Ruhsatın hükmü mubahtır. Ölüm karşısında necis şeylerden yemek ruhsattır.

    Sahabe zaman zaman Resulullah (asm) ile sefere çıkardı. Onlardan bazısı namazı kısaltır, bazısı kısaltmazdı; kimi oruç tutar, kimi de tutmazdı.

    Ruhsatın kelime manası "Yumuşaklık" demektir.

    Hırîstiyan ve Yahudiler dini yaşanmaz hale getirmişlerdir.

    Abdullah bin Amr bin As her gece namaz, her gün oruç tutma ile ilgili yemini ve ihtiyarlığındaki şu itirafı ilginçtir. Keşke Hz. Peygamberin bahsettiği ruhsatı kabul etseydim.

    Peygamber efendimiz (asm), bazı fiillerin sahabe tarafından yanlış anlaşılır diye yapmak istediği halde yapmamıştır. Mesela, Hz. Aişe; ‘Efendimiz, kuşluk namazı kılmıyordu, ben kılıyordum’ diyor. Önceleri Teravih namazını mescitte kılan efendimiz cemaatın çoğaldığını görünce evinde kılmaya başlamış ve evlerde namaz (nafile) kılmayı tavsiye etmiştir.

    III. BÖLÜM

    İSLAMDA DİNİ HOŞGÖRÜ

    Hıristiyanlıkta hoşgörüsüzlüğü getiren St. Augustin' dir. "ve efendi hizmetçiye dedi; Yollara ve çitlerin boyuna çık, bulduklarını içeri girmeye zorla da evin dolsun". İncil deki bu sözü zora başvurmanın mesnedi olarak kabul etmiştir.

    "Dinde zorlama yoktur". Dine girmek için zorlama yetkisi peygamber dahi vermemiştir. "Sen ne kadar istesen de yine de insanların çoğu inanacak değillerdir". İslam, Hıristiyan ve Yahudileri, müşrik, Mecusi ve putperestlerle aynı kefeye koymamıştır.

    "İçlerinden zulmedenler hariç kitap ehliyle ancak en güzel tarzda mücadele edin ve deyin ki; Bize indirilene ve size indirilene de inandık. Bizim tanrımızda sizin tanrınızda birdir, bizde ona teslim olanlardanız".

    Dine davette üç metot söz konusudur. Hikmet, güzel öğüt, güzel mücadele. "Mazlum facir de olsa duası kabul edilir, günahkarlığı kendi aleyhinedir."(Hadisi Şerif).

    Gayri Müslimlerle olan muamelede adalet hakimdir. Bu noktada Müslim-gayrimüslim eşittir. Din farklılığı temelde Allah'ın hikmet tecellilerindendir. Ehli kitabın kadın ve çocuk cizye yoktur, ancak buluğ çağına gelmiş erkeklerden alınır. İmam Azama göre Müslim gayri Müslim’in şarabını dökse, domuzunu öldürse tazmin etmesi gerekir. Hz. Ömer, namaz vakti geldiğinde, yanında bulunan kilisede namaz kılması söylendiğinde, ‘Müslümanlar orasını mescit yaparak halkına zulmedebilir’ düşüncesiyle orada namaz kılmaz.

    "Kim bir muâhede zulmeder ve gücü üstünde yük yüklerse ben onun müdafisiyim"

    Hz. Ömer kapıda dilene bir ama gördü, sordu; Hangi dindensin. Dedi ‘Hıristiyan'ım’. ‘Niçin dileniyorsun?’ Dedi, ‘cizyemi ödemek için’. Hz. Ömer hazine görevlisini görevlendirdi, vergilerini kontrol ettirdi. "Sadakalar ancak fakirler, miskinler içindir" ayetine Ehli kitabı da kattı. Ondan cizyeyi kaldırdı.

    Hz. Ömer'in Hıristiyan kölesi vardı. Zımminin hukukuna göre gayrimüslim bir hanımın Müslüman olan kocasının evinde haç bulundurması durumunda, koca bunu engelleyemez.

    Zımminin diyeti bir Müslüman’ın diyetinin yarısıdır. Zımminin can ve mal güvenliği vardır. Ankara’da Hacı Bayram-ı Veli Camii yanında Roma mabedi, İstanbul kuzguncuktaki yan yana camii, kilise ve sinagog olması Müslüman müsamahasını gösteriyor.

    TEDRİCİLİK

    İçki dört merhalede yasaklanmış, riba veda haccında yasaklanmış.

    Cihat, zekat ve namazı kabul etmeme şartıyla Müslüman olmayı teklif eden sahif kabileseline sadece namazı kabul ettirmesi (Rükusuz dinde hayır yoktur).

    Namaz İsra gecesinde

    Oruçta aynı denebilir

    Zekat verme hicretten sonra farz

    Dört evlilikle sınırlandırma

    bu misallerin hiç biri İslam’ın ilk yıllarında farz kılınmamıştır.

    İSLAM DENGE DİNİDİR

    İşte böylece sizi orta bir ümmet yaptık ki, insanlara karşı şahit olasınız. Peygamber de size şahit olsun’(Bakara,143).

    Cami, insanlar için bir yerdir, kilise tanrı tapınağıdır. Mimarileri bile gösteriyor. Ağlama gözle ve kalple olduğu müddetçe Allah'tandır ve rahmettir. El ve dil ile olan ise şeytandandır.

    Hz. Ömer, zekat olarak Müslümanların mallarının en iyisi olmayan, kendilerinin gönül rızası ile verdiklerini kabul etmiştir.

    Kızına miras bırakmamak için malını tasadduk edecek olan sahabeye Efendimiz (asm) izin vermemiştir. Ancak 1/3 yada daha azını tasadduk et gerisini miras olarak bırak demiştir.

    ZARURET

    Açlık nedeniyle hırsızlık yapana had uygulanmaz. Ayrıca hırsız cahilse de bilgilendirilmelidir. Soğukta gusül yerine teyemmüm yapan Amr bin As'a (ra), Efendimiz (asm) tebessüm etmiştir.

    Yazar: Doç. Dr. Talat SAKALLI

    Yayınevi: Çağlayan Yayınları


    Tarih: 20:02, 20/2/2007
    Yorum (0) | Bağlantı

    Dost

     

    SEVGİLİ DOSTLARIM:
    NAZİK OLMAK İÇİN,
    BİR GÜLÜMSEME BEKLEMEYİN.

    SEVMEK İÇİN SEVİLMEYİ BEKLEMEYİN.
    BİR ARKADAŞIN DEĞERİNİ ANLAMAK İÇİN,
    YALNIZ KALMAYI BEKLEMEYİN.
    ÇALIŞMAYA BAŞLAMAK İÇİN,
    EN İYİ İŞİ BEKLEMEYİN.
    ÖĞÜTLERİ HATIRLAMAK İÇİN,
    DÜŞMEYİ BEKLEMEYİN.

    DUA'YA İNANMAK İÇİN,
    ACILARI BEKLEMEYİN
    YARDIM EDEBİLMEK İÇİN,
    ZAMANINIZ OLMASINI BEKLEMEYİN
    ÖZÜR DİLEMEK İÇİN,
    DİĞERİNİN ACI ÇEKMESİNİ BEKLEMEYİN.
    NE DE BARIŞMAK İÇİN, AYRILIĞI BEKLEMEYİN,
    ÇÜNKÜ NE KADAR ZAMANINIZ VAR
    BİLMİYORSUNUZ.....

    alinti

    Tarih: 23:32, 18/2/2007
    Yorum (3) | Bağlantı

    Dost

     

    DOST BİRİKTİRMEK !

    Dostluk nedir?
    Herhalde bir gösteriş,
    birine, aynı cinse, kadınsan
    erkeğe, erkeksen kadına karşı
    kendini beğendirme çabası, bir moda,
    bir gelgeç ruh hali değil... Sempati.. İlgi..
    Bağlılık.. Yüceltme.. Taçlandırma...
    Sorumluluk duyma.. Yürekten
    algılama. Bakışlarla anlaşma.
    Ses tonuyla destek verme.
    Kesintisiz ilişki..
    Kayıp olmaz, yitmez.
    Yoktan var olmaz bir duygu.
    Bunların hepsi biraraya gelip,
    zaman içinde gıdım gıdım birikerek
    dostluğun çimentosunu oluşturuyor.
    Gazetelerde okuyoruz. TV'lerde seyrediyoruz.
    Sağda, solda konuşmalarda adı geçiyor:
    Güzel yemek yeme dostu.. Edebiyat
    dostu. Türk Sanat Müziği dostu.
    Çocukların dostu.. Halkın
    dostu.. Dostluklar
    nasıl oluşuyor?
    Unuttuk.. Bu hızlı
    kent hayatı, dostluk
    duygusunu, aklımızdan aldı..
    Yüreğimizden çaldı. Nasrettin Hoca
    bir Cuma günü camide cemaate namaz
    kıldırmak üzere ezan okunsun diye bekliyormuş.
    Bir adam gelmiş. "Hocam" demiş! "Eşeğimi
    yitirdim..." Hoca da adama; "Şu namazı
    kıldıralım, senin eşeğin çaresine
    bakarız" demiş. Hoca namazı
    kıldırmış, vaazını vermiş
    ve cemaate dönmüş:
    "İçinizde hiçbir
    dostuyla bir
    bardak çay içip
    saatlerce konuşmamış,
    dostuyla sekiz saatlik yürüyüşe
    çıkıp hiç konuşmadığı halde sıkılmadan
    yürüyüşünü tamamlamamış ve komşunun
    kızına kem gözle baktı diye dost bildiği arkadaşını
    arkadaşlıktan silmiş biri var mı?" diye sormus.
    Arka sıralarda saf tutmus, sümsük tipli biri
    parmağını kaldırıp,"Ben varım Hocam."
    demiş. Hoca eşeğini yitiren adama
    dönmüş, "Al bu adamı git,
    bundan büyük eşek
    olur mu?
    Yitirdiğin eşeğin
    yerine kullanırsın" demiş.
    Dostun yoksa... Eşekten farkın ne?
    Olumsuz düşünür Sokrates'e öğrencileri
    sormuş: Dostluk nedir? Sokrates de onlara
    şu yanıtı vermiş; "Çocukluğumdan beri
    arzuladığım bir şey vardır. Kimi insan
    atları olsun ister... Kimi insan
    köpekleri. Kimisi altını,
    kimisi de şanı, şerefi;
    bense bir dostum
    olsun isterim..."
    İnsan
    biriktiren yaratık...
    Şan, söhret biriktiriyor...
    Süper zenginse boğazda villa
    biriktiriyor. Tablo biriktiriyor. Repoda
    para kasalarda naftalin kokulu döviz, antika
    biriktiriyor. Gençse plak, kaset, cd biriktiriyor.
    Yorgun bir ihtiyarsa namaz niyaz biriktiriyor.
    Bazıları da Kuledibi'nde Çukurcuma'ya,
    Üsküdar'da Eskiciler Çarşısı'na,
    Unkapanı'nda Horhor'a gidip;
    antika lambalar, cam
    şişeler, eski
    koltuklar, tesbihler,
    tombaklar biriktiriyor. Alimse
    kitap biriktiriyor. Cahilse kin
    biriktiriyor. Dost biriktirmeyi içimizde
    kaç kişi deniyor? Evet, kabul ediyorum ,
    insan birçok kişiyle beraber mükemmel
    dost olamaz, tıpkı aynı zamanda birçok
    kişiye aşık olamayacağı gibi...
    Fakat cinnete düştük. Dost
    biriktirmeyi unuttuk.
    İyi halt ettik.
    alinti


    Tarih: 23:28, 18/2/2007
    Yorum (1) | Bağlantı

    Lale

    Kanuni Sultan Süleyman tarafindan Hollanda Kralı'na gönderilen laleler, ilk başta Hollandalılari ve kısa zaman içerisinde tüm Avrupalıları hayranlık içinde bırakmışlardır. Böylece günümüze kadar Dünya'nın en fazla lale üreten ülkesi Hollanda olmustur.

    16 yy de, Hollanda'da inanılmaz bir şey gerçekleşmiş. Öylesine ki, bu olay, Hollanda'da gerçekleşen en büyük ekonomik çöküntünün nedeni olmuş. Bu ekonomik çöküntünün ana kaynağı ne para, ne altın ne de borsa. Bu ekonomik çöküntünün tek nedeni Osmanlı İmparatorluğundan ithal edilen lale soğanı imiş.


    Bir yazar lalelerin anavatanını görmek için İngiltere'den Erzurum'un dağlarına yolculuk yapmış. Halbuki Erzurum'da ne bir tane lale var ne de o civarda lale yetişir.Anavatani Kazakistandir turkiyede nevsehirden yayilan lalelerin guzel ve ilginc bazi gercek hikayesi

    Kitabinda bir de laleye Avrupa'da verilen Tulip isminden bahsediyordu.
    Vakti zamanında bir Avrupalı İstanbul'a gelir. Bir bayanın tülbenti üzerinde lale resimleri dikkatini çeker ve sorar. Tercüman çiçeğin değil de tülbentin sorulduğunu zannederek 'tülbent' cevabını verir ve oradan lale Avrupada 'Tulipan', kısaca Tulip olarak anılmaya başlar.

    Osmanlılarin muhteşem bahçelerinde lalelerin aralarına mumlar konur, danseden mum ışıkları arasındaki binbir renkli laleler ile akşam safası yaparlarmış.

    Lalenin Osmanlılar tarafından çok sevilmesi sadece çok güzel bir çiçek olmasından dolayı değil. Arapça harflerle yazıldığında Lale kelimesi le Allah kelimesinde aynı harfler kullanılıyor. Bir de Arap harfleriyle yazılan Laleyi tersten okursanız Hilal kelimesi ortaya çıkıyorki bu da biliyorsunuz Osmanlı bayrağının, ambleminin sembolü.


    Tarih: 23:25, 18/2/2007
    Yorum (0) | Bağlantı

    Ayetler

     

    Yoksa siz içinizden cihad edenleri ve Allah'tan ve Resûlü'nden ve mü'minlerden başka sır-dostu edinmeyenleri Allah 'bilip (ortaya) çıkarmadan' bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (9/16)

    Hafif ve ağır savaşa kuşanıp çıkın ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. (9/41)


    Tarih: 23:24, 18/2/2007
    Yorum (1) | Bağlantı

    Ayetler

     

    Andolsun eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz Allah'tan olan bir bağışlanma ve rahmet, onların bütün toplamakta olduklarından daha hayırlıdır. (3/157)

    Size ne oluyor ki Allah yolunda ve: "Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (4/75)


    Tarih: 23:23, 18/2/2007
    Yorum (0) | Bağlantı

    Ayetler

     

    "....O sevinçli ve kederli günleri insanlar arasında evirip çeviririz. Allahın savaş meydanında ihlâslı ve azimkâr müminleri diğerlerinden ayırt etmesi ve sizden şehitler edinmesi içindir, Allah zalimleri sevmez." (Âl–i İmran; 140 )

    Savaş hoşunuza gitmediği halde üzerinize yazıldı (farz kılındı). Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır ve olur ki sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. (2/216)


    Tarih: 23:20, 18/2/2007
    Yorum (0) | Bağlantı

    Hadis


    Tarih: 22:34, 18/2/2007
    Yorum (0) | Bağlantı

    Bas ortusune sorulan soruya cevap

     

    Degerli kardeslerim, bana sorulan soruya burda cevap vermeye calisiyorum. Kardesim sormus basini ortmeyen bir bayan dinsiz olurmu diye. Kardesim dini olmayan kisaca dinsizdir ama hic bir muslumana yaptigi gunahdan dolayi dinsiz demek dogru olmaz. Gecenlerde cboxuma bir yazi gelmisti.
    (Baskiyla bas ortu takiyorsan Bas ortunu at uzerine bas ve serefsizim de ) diye. Eger o kardesimde bu yaziyi okursa hakkini helal etsin sozlerini buraya tasidigim icin. Gercekten bayanlara bu gibi hakaretleri uzulerek okuyorum. Bilmiyorlarsa bu sozlerlemi ogrenecekler islami ve dinimizi boylemi sevdirecegiz. Bizlere dusen gorev nedir, once bunlari ogrenmeliyiz, ancak bize dusen gorev onlari uyarip bilmiyorsa ogretip ve onlara dua etmekle yukumluyuz. Musluman muslumanin aynasidir, elbetteki hata ve kusurlari birbirimizi incitmeden dinimize yakisir bir sekilde anlatmaliyiz. Gunahsiz insan varmidir kardesim su yeryuzunde hepimizin binlerce kusuru var. Insanlar isledigi gunahdan kendileri sorumludur, sadece basortusumu bizi cennete goturecek, basimizi kapatinca gunahdan munezzehmi olacagiz. Bunu onlemenin yolu her yerde resimler elestiriler, zihinleri bulandirip nefret yaymakla olmamalidir. Yazik gunah elestiri ve dedikodu yapmakla daha cok gunahla karsi karsiya kaliyoruz. Belki Allah onlari hidayete erdirip tovbelerini kabul edecek ve bizlerde gunahimizla basbasa kalicagiz. Kimseyi hor gormezsek arkalarindan kotu soz israf etmezsek nasihat edersek daha faydali oluruz diye dusunuyorum.
    Peygamber Efendimize sormuşlar: "Din nedir?", "Nasihattir" demiş. Aynı soruyu tekrarlamışlar, yine "Nasihattir" demiş. Üçüncü defa sormuşlar, yine aynı cevabı vermiş.
    Bas ortusu moda haline gelmis olabilir bunu goz onune alan kisiler neden erkeklerin giyimini goz ardi ediyor, onlarinda dar pantalon giymesi dogru degil, onlarinda bazilari bagri acik kisa sortla dolasmiyormu yinede ben elestiriden yana degilim. Bir kardesde bunu yazmis sayfasina, "
    Böylesine ağır bir Peygamber tehdidi varken nasıl oluyor da birtakım İslâm kadınları saçlarına böyle bir şekil verebiliyorlar? Simdi soruyorum butun kardeslerime bizim peygamberimiz tehdit peygamberimidir diye, ben rahmet peygamberi oldugunu biliyorum, lutfen peygamberimizi istediginiz kaliba sokmayin.
    Oysa dinimiz kadin ve erkegi gunahlardan dolayi esit durumda ele aliyor. Burada hadis ve ayetlerle bircok ornekler verip paylasiyoruz yinede bir cok sayfada dedikodu ve elestiri devam ediyor yapmayalim Allah askina. Bir kac ornek:

    ''Tovbe ettigi halde mumin kardesini gunahindan dolayi kinayan kisi o gunahi islemedikce olmeyecektir"

    Bir adam' da: "Vallahi Allah falancayi magfiret etmiycek!" diye kesip atti. Allah Teala Hazretleride: "Falancaya magfiret etmiycegim hususunda yemin edende kim? Ben ona magfiret ettim, senin amelinide iptal ettim!" buyurdu (Muslim. Birr 137)

    Bunun icin hepimiz once kendimizi sorgulamaliyiz, evet basortu Allahin bir emridir buna katiliyorum ama  Allah'in bir cok haram kildigi seyleride hepimiz zaman icerisinde yapmisizdir. Hic kimse kalkipta ben gunahsizim diyemez.

    Herseyin basi hosgoru olmali, hosgorunun bittigi yerde zulm baslar hem dusuncelere hemde insanin ozel yasamina karsi. Mumin bir insan hicbir zaman ne basi acik nede kapali ulkemizin bayani icin agzini bozmamali hakaret etmemeli, ulkenin gidisatinida onlara ve dine baglamamalidirlar. Bir ornek daha veriyorum.
    Bir gun bir musluman cok fazla icki icmis ve sarhos olmus. Cevresinde insanlar kotu sozler soyleyerek ona kotu muamele ediyorlar. Hz. Aise'de kotu sozler sarfediyor. Efendimiz Sav., Hz. Aise'yi uyariyor: Kotu soz soyleme! Onu seytanin pencesine atma! Rahmet peygamberimizin yolundan giderken Rabbim hepimizi hidayete erdirsin ve hosgoruyu elden birakmamak sartiyla tum muslumanlara suurla yasamayi nasib etsin insallah. Allah yar ve yardimcimiz olsun. Selam ve dua ile...Sema

     

    Ortunmek:

    Örtünmek Allah'a Peygambere, Kur'an'a ve İslam'a inanan mümin kadınlar için mukaddes bir emir, açıklık ise bu emre apaçık bir isyandır. Kainatta hiçbir varlık gösteremezsiniz ki, zarfsız, kabuksuz, yapraksız olsun. Şu halde Müslüman hanımı da zarfsız, kabuksuz, örtüsüz olamaz. Onun örtünmesi imanının ve hâyâsının açık bir ifadesidir. İmanının dedik. Evet tesettür bir iman bir itikad ve bir inanç meselesidir.


    Bilindiği gibi, dinimizin hükümleri: İtikadî, amelî ve ahlakî olmak üzere üçe ayrılır. Tesettür konusu, namaz ve hac ibadetleri göz önünde bulundurulduğu takdirde kısmen ameli hükümlere, müslümanın aile ve cemiyet hayatı düşünüldüğü takdirde de ahlâkî hükümlere girer. İlk bakışta, bu konunun, itikadi hükümlerle bir ilgisi yok gibi gelir insana. Ancak İslâm dini'nin tebliğcisi Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem vahiy mahsulü tebligatı içinde kıyafet ve örtünme ile ilgili nasslar mevcutsa –ki biraz sonra isbat etmeye çalışacağımız üzere mevcuttur – konu, dinin aslî hükümlerinden birini teşkil ediyor demektir. O takdirde, şu veya bu şekilde yorumlanması bir yana, kıyafet ve örtünmenin mevcudiyetini zarurat–ı diniyyeden kabul edeceğiz.


    Konuya biraz daha açıklık getirmek için başka örnekler verelim: İnsanları gıyabında çekiştirmek (gıybet) kötü huylardan, alçak gönüllü (mütevazı) olmak da iyi huylardandır. Bu konuların her ikisi de ahlaki hükümler içinde yer alır. Binaenaleyh gıybetten kaçınmayan veya mütevazi olmayan, insanlar, sadece ahlak kurallarını çiğnemiş olurlar. Bu davranışları onların imanlarına doğrudan bir zarar getirmez. Fakat, her müslümanın, gıybetin kötü huylardan, tevazuun da iyi ahlaktan olduğuna inanması gerekir. Bunlardan birine dahi inanmadığı takdirde, Kur'an'ı Kerim'deki bazı ayetlere; Hucûrât süresi 12. ayet–i kerimeye inanmamış olur ki bu da imanının yok olmasına sebeb olur.


    Kur'an–ı Kerim'de hem umumi hayat kaidesi olarak elbise ve örtünmeden bahsedilmekte, hem de namaz ve hac ibadetleri sırasında örtünme emredilmektedir.

     

    Şöyle ki:
    "Ey Ademoğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takva elbisesi... İşte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah'ın ayetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi.)(1)


    Ayet–i kerime'de geçen Takva elbisesi, bazı alimler tarafından haya, salih amel, yüzdeki hoş çehre, tevâzu belirtisi olan sert ve yün elbise, harbte giyilen zırh ve miğfer, Allah korkusu, emrettiği ve yasakladığı konularda Allah'tan sakınmayı şiar edinme şekillerinde yorumlanmıştır. Buna, takvayı hatırlatan ve takvanın gereği olan elbisedir, yorumunu da ekleyebiliriz.


    Ey Adem oğulları! Şeytan, ana–babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık."(2)


    Şeytan da cinlerden olduğu için insanların göremeyeceği bir şekilde insana yaklaşır ve ona vesvese verir.


    "Ey Adem oğulları! Her namaz ve tavaf anında güzel elbiselerinizi giyin. Yeyin için. Fakat israf etmeyin. Çünkü Allah Teâlâ israf edenleri sevmez." (3) Cahiliyyette Arab kabileleri Beyti çıplak tavaf ederlerdi. Gündüz erkekler, gece kadınlar gelirler tavaflarını anadan doğma yaparlar ve "İçinde günah işlediğimiz elbisemizle tavaf edemeyiz" derlerdi! Bu ayetin iniş sebebi budur. İslâm dininde temizlik ve güzelliğine önem verilmiştir. İnsanların avret mahallerini örtecek derecede bir elbise giymeleri şarttır. Fakat israfa kaçmamak kaydıyla her müslümanın ibadet esnasında en güzel ve temiz elbisesini giymesi ile sünnettir.


    "Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı. Dağlarda da sizin için barınaklar yarattı. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar yarattı. İşte böylece Allah, müslüman olmanız için üzerinize nimetini tamamlıyor."(4)


    Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem de çıplak gezmeyi kesin bir dille yasaklamıştır. Misver b. Mahreme Radıyallahu Anh diyor ki:
    Taşımakta olduğum ağır bir taşı getirdim. Üzerimde hafif bir elbise vardı. Taş üzerimde iken elbisem çözülüverdi. Taşı bırakamadım ve (o vaziyette) yerine kadar götürdüm. Bunun üzerine Resûlüllah:
    –"Dön elbiseni al. Çıplak gezmeyin! Buyurdular"(5)
     

    Bu hususta daha çok sahih hadis–i şerifler mevcuttur. Ayrıca şunu da belirtelim ki İslam'ın özellikle kadınlara mahsus olmak üzere, kendine has bir kıyafet ve örtünme nizamı getirdiği asırlar boyu bütün İslam alimleri tarafından kabul edilmiştir. Bu yönüyle de icma hasıl olmuştur.


    Buraya kadar belirttiğimiz, Kitap, sünnet ve icma'da yer aldığını ifade ettiğimiz husus şudur: İslam'ın kendine has bir kıyafet nizamı, adabı vardır. Bu, şüphe götürmez bir gerçek, bir zarurettir.


    İslam'ın kıyafet sahasında getirdiği nizamın içinde kadının örtünmesi özel bir yer işgal eder. Mahrem olmayan kadın ve erkeklerin birbirlerine kem nazarla bakmamaları ve vücutlarının belirli yerlerini göstermemelerini emreden ayet ve hadislerde bunun, psikolojik ve sosyal sebeplerine de temas eder. İslamiyet'in bu konu ile ilgili tebliğatında, kadına daha çok itina gösterilmekte, onun hak ve hürriyetlerinin korunması, şahsiyet ve ince duygularının rencide edilmemesi ön planda tutulmaktadır. Konu ile ilgili ayetlerin birinde: "Bu, (ey erkekler), hem sizin kalbleriniz, hem de onların (yani hanımların) kalbleri için daha nezih bir harekettir".(6) buyurdular. Bu ayetteki "Ethar" kelimesi "daha temiz, daha nezih" manasına geldiği gibi "kayıtlardan sıyrılmaya, hürriyete kavuşmaya daha uygun" manasına da alınabilir. Doğrusu boynuna şehvet boyunduruğu geçirilmiş insan, psikolojik olarak hürriyetsizliğin en kötüsünü yaşar.


    Kur'an–ı Kerim'de on kadar ayet–i celilede(7) ve bir çok sahih hadis–i şeriflerde:
    "Namahremlerin birbirine bakmamaları, örtülmesi gereken yerlerin örtülmesi, hem erkek, hem kadına "ğadd–ı basar" '(gözünün karşısındakine dikip bakmamak, önüne bakmak) emredilmektedir. Ayrıca kadınlara, başlarına koydukları örtüleri yakalarının üzerini örtecek kadar uzatmaları; sokağa çıkaracakları zaman, dış elbiselerini üstlerine almaları buyruğu verilmekte; ilk cahiliyye devrinde olduğu gibi teberrücde bulunmaları yasaklanmaktadır. Teberrüc:
    "Bir kadının, kendisini süsledikten sonra dışarıya çıkması, endam ve süslerini erkeklere göstermesi demektir. Dinimiz İslam, iffet ve namus hususunda büyük hassasiyet göstermiştir. Kadınları en büyük değerinin ırz ve namusları olduğunu bildirmiş ve bu paha biçilmez değerlerini muhafaza etmenin de haya duygusunun kuvvetli olmasıyla mümkün olacağı esasını ortaya koymuştur. Haya da ancak islami ölçülere şuurla uyulduğu zaman korunur. Bu korunmanın en mühim unsurlarından birisi; hiç şüphesiz Kur'an ölçülerine göre örtünmektir

     

    Toplumu kemiren illet

    İslam dini, orjinal olanı idraklere yerleştirmeye çalışırken, ‘ilahi hükümler’ olarak bildirilen ve tümü sistemin çalışma tarzı ile ilişkili olan farzları, kelime-i şehadet, namaz, oruc, hac ve zekat ile sınırlamamış; "yalan söylememek, kendinden önce karşıdakinin menfaatini düşünmek (Kur’an’da buna ‘isar’ adı veriliyor), diline hakim olmak, gıybet etmemek gibi teklifleri de bu çerçeveye dahil etmiştir.

    İçinde bulunduğumuz sistemi kavratıp öze yönelmeyi sağlayan böylesi tavsiyelere kulak vermeksizin yaşamanın sonucu insanı felakete sürükleyecektir.

    Çok değil, bundan yirmi-yirmi beş yıl önce toplumun, mistik alan dışında yaşayan insanları arasında dahi, belli başlı ahlaki kurallar geçerliydi. Bugün, yukarıda kısmen dökümü yapılan ve farz kapsamına giren davranışlar, sonuçları düşünülmeksizin rahatlıkla ihlâl edilmektedir.

    Menfi yönlü değerlerin artışıyla özellikle, gıybet, zina, iftira vasıflı konular da günlük hayatımıza yerleşip tabanımızda sabitleşmiştir.

    Öyle ki her akşam değişik kanallarda dedikodu üretim merkezi olarak kabul edilen, her türlü rezaletin büyük bir hoşgörü ile sergilendiği "paparazzi" programları ve gayesinden uzak biçimde hazırlanan "spor show" türü yapımların izlenme oranının maalesef çok yüksek düzeyde olması acıdır. İnsanımızın ne halde olduğunu gösteren açık bir belgedir.

    Esasen Resulallah Efendimiz’in yaşam şeklini her karesiyle örnek almamız gerekirken, biz "O şunu yapmış, bu şöyle demiş; filan şöyle giyinmiş yakışmamış; fişmekanda varmış da sizde niye olmasınmış" gibi lâkırdılarla günlerimizi geçirmekteyiz.

    Yapılanların, söylenenlerin nereye varabileceğini kestirebilseydik, bu tür olaylardan uzak durabilecek her türlü tedbiri alır, lûgatimizden "im" ve "miş" eklerini kaldırırdık, hem de acilen...

    Kur’an, varlığımızı kemiren bu yaşam biçimine değinmiş ve sonuca "helak olan toplumlar" diye tarif getirmiştir.

    Evet; Efendimizin, "Gıybet, zinadan da kötüdür. Adam zina eder, sonra tövbe eder ve Allah da onu bağışlar; ama gıybet edenin bağışlanması, gıybet ettiği kişinin affı olmadan mümkün değildir." Hadisi Şerif’inin yanı sıra Hucurat suresi’nin 12. Ayetinin bir bölümünde;

    "Birbirinizin gıybetini etmeyin, sizin biriniz kardeşinizin ölmüş haldeyken etini yemek ister mi?.. Bundan tiksindiniz değil mi! O halde Allah’tan korkun" uyarısıyla sosyal yaşamda hiç de hoş karşılanmayan, aynı zamanda ruhun genel yapısını menfi (günah) potansiyele dönüştüren akıl almaz durum vurgulanmaktadır...

    Kötü huy ve ahlâk bozukluğu olarak görülen "Gıybet" kavramına, Humeze Suresinin birinci Ayetinde de "Yuh olsun arkadan çekiştirenlerin, kaş göz işareti yapıp alay edenlerin tümüne" denerek dikkât çekilmektedir.

    Mirac’la ilgili Hadiste Hazreti Rasûlullah’ın "Cehennem ehlinin gıybetten azap görenlerini, ölü eti yer bir halde" gördüğü ifade edilmektedir.

    Başka örneklerle konuya açıklık getirelim;

    Hazreti Aişe Radıallahu Anha anlatıyor;

    "Resulullah Salla'llahu Aleyhi ve Sellem'e;

    -Safiyenin şu kusurları, boyunun kısa olması sana yeter!.. dedim... Resulü Ekrem

    -Öyle bir söz konuştun ki denize atılsa, denizi bulandırır. Ve kokuturdu!.. buyurdu.

    Dikkat edelim, Efendimiz eşine dahi bu ikazı yapmada tereddüt etmiyor!..

    Hz Resulü Ekrem sordu:

    -Gıybet nedir biliyor musunuz?..

    Ashap cevapladı:

    -Allah ve Resulu bilir...

    -Kardeşini hoşuna gitmeyen şeyle anmandır.

    Birisi sordu:

    -Dediğim şeyler kardeşimde varsa, ne buyurursun?.

    -Söylediğin, şayet onda varsa, ona gıybet etmiş bulunursun!.. Ve eğer onda yoksa ona iftira etmiş olursun. (Müslim)

    Büyük günahlar Hadisinde, zinanın yedi büyük günahtan biri olarak geçtiğini, gıybetin de ‘zinadan otuz altı defa daha şiddetli’ olduğunu düşünürseniz, varın gerisini hesap edin artık...

    Efendimiz, bırakın bir kimse veya konu hakkında beyanda bulunmayı, yoruma dahi girmezdi. Yorumsuz bir yaşantının vardığı kapı, Zati Tecellidir. Hemen hatırlatalım; bu kapı önce Hz. Resulullah'a açılmıştır.

    Nice insanlar var ki, çeşitli kulluk görevlerini yerine getirirken "KİŞİYE GÜNAH OLARAK SADECE DİLİ YETER" Hadisindeki uyarıyı dikkâte almadıkları halde, gerçek mümin oldukları zannıyla yaşar giderler, olanlardan habersiz...

    Ulu orta konuşmanın bir değer taşımadığını bilen büyüklerimiz, insana hiçbir şey kazandırmayan boş sözleri, bloke edebilmek için "söz gümüşse, sükut altındır" demişlerdir.

    Hz.Resulullah’ın Halifelik görevini ifa eden ve diğer Halifeler gibi, her hutbesi farz olan Hz.Osman’ın ilk hutbesi suskunlukla geçmiştir. Bu harekete bir anlam veremeyen sahabiler, anlatılmak istenileni daha sonra kavrayabilmişlerdir.

    Tasavvuf ehli işaret edilen noktayı, "kâl değil, hâl ehli olmak" şeklinde dile getirmiştir.

    Şimdi bütün bu açıklamalar istikametinde konuyu bir de teknik yönden izah etmeye ve biraz beyin hakkında malûmat vermeye çalışalım...

    Size dizinizin altında, beyninizden daha başka kararlar verecek ikinci bir beyin olduğunu söylesem, bana vereceğiniz yanıt "hadi canım saçmalama, tüm kararlarımı aklımla beynimle alıyorum böyle şey tabi ki olamaz" şeklinde olacaktır. Yerden göğe kadar da haklısınız. Biyolojik yapıda istemsiz görev yapan kalbin dışında, bütün azaları yöneten bir tek beyin vardır.

    Ancak sanıldığı gibi, beyinde tad alma, görme, koklama, renk ayırımı vs. özellikler yoktur. Dıştan gelen bu özellikler deşifre edilir ve lokal bölgelerde mânâ olarak algılanır. Artı ve eksiye dayanan bir çalışma sistemiyle Ruha kayıt yapılır.

    Ve her beyin kendi frekansına uygun yapılarla sürekli iletişim içindedir. Bu frekans uyumunu enerji alışverişi olarak kabul etmeliyiz.

    Diyelim ki, bir kimse hakkında, O'nun istemeyeceği şekilde konuşuldu. Konu, dış görünüş itibarı ile gıybettir. Buradaki işlem de, ruhtaki artıların, başka bir deyişle sevapların dedikodusu yapılan kişiye aktarılmasıdır.

    Şayet, gıybet edende (+) (sevap) yoksa, otomatikman O'nun eksileri alınır. Yani günahları!..

    Gıybet eden, tövbe etmişse ne olur ;

    Artılarını gönderir, buna mani olmak mümkün değildir. Ancak karşı tarafın eksileri devreye girmez, bize ulaşamaz. "Gıybet edenin bağışlanması, gıybet ettiği kişinin affı olmadan mümkün değildir." Hadisini bu şekliyle algılamak gerekir.

    Görüntü ile olmasa da gıybeti edilen kişinin affetmesi (beyinsel işlevlerde eksilerin durdurulması) sizde " tövbe etme " idraki ile yerini bulacaktır. Yani sizde tövbeyi oluşturan idrak, gıybet ettiğiniz kişinin talebi ile meydana gelmiştir. Akla şöyle bir sual gelebilir; Gıybeti edilen kişi, bunu biliyor mu?

    Biz sistemin nasıl ve ne şekilde çalıştığının farkında değiliz. Anlatılanlar beyinsel işlevlerdir. Bir başka şekilde meydana gelebilecek "kul hakkı" nı da bu denklem ile çözebilirsiniz. Zira, "Allah Seriül Hisab"dır. Mahşere kalmadan anında hesap görülmektedir. Orada yaptıklarımızı açıkça görebileceğiz. Mahşerdeki hesaplaşmanın anlamı budur.

    Efendimiz, bu noktalar itibarı ile bizi uyararak gıybetin zararlarından bahsetmektedir.

    Şöyle ki, "sakın düşündüğünü fiil noktasına getirme. Şayet diline hakim olamazsan oluşan manalar istikametinde beyinde (+) ve (-) yani günah ve sevap işlemleri devreye girecek" demektedir.

    Aslında, bu nokta algılayamadığımız bir şekilde, beyinlerin rezonansa girmesiyle düşünce boyutunda başlamakta, dilde sona ermektedir. Önemli olan, menfi düşüncenin dile ulaşmamasıdır. Zira, insan düşüncelerinden mesûl değildir. Bakara Suresi’ndeki 284. Ayetin, anlatılan konu ile ilgisi yoktur. Bu Ayetin yorumunu bir başka sefere yapacağım.

    Kulaklarımıza küpe olacak bir Hadis ile konuyu bitirelim.

    " HIFZI LİSAN , SELAMETÜL İNSAN " (Lisanına, diline sahip olan selamete erer.)

    Allah Muin’iniz olsun. (Bu yazı Akit Gazetesinde ve aylık Yeni Dünya Dergisinde yayınlanmıştır.)

    Ellidört farz

    1- Allahü teâlânın bir olduğuna inanmak.

    2- Helâl yimek ve içmek.

    3- Abdest almak.

    4- Beş vakit namaz kılmak.

    5- Cünüblükten gusl etmek.

    6- Rızkın Allahü teâlâdan olduğuna inanmak.

    7- Helâl, temiz elbise giymek.

    8- Hakka tevekkül etmek.

    9- Kanaat etmek.

    10- Nimetlerinin mukabilinde, Allahü teâlâya şükr etmek.

    11- Kazaya râzı olmak.

    12- Belâlara sabr etmek.

    13- Günâhlardan tevbe etmek.

    14- Allah rızâsı için ibâdet etmek.

    15- Şeytanı düşman bilmek.

    16- Kur’ân-ı kerîmin hükmüne râzı olmak.

    17- Ölümü hak bilmek.

    18- Allahın dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmak.

    19- Babaya ve anaya iyilik etmek.

    20- Ma’rûfu emr ve münkeri nehy etmek.

    21- Akrabayı ziyâret etmek.

    22- Emânete hıyânet etmemek.

    23- Dâima Allahü teâlâdan korkup, ferahı (şımarıklığı ve azgınlığı) terk etmek.

    24- Allaha ve Resûlüne itâat etmek.

    25- Günâhdan kaçıp, ibâdetlerle meşgul olmak.

    26- Müslümân âmirlere itâat etmek.

    27- Âleme, ibret nazarıyla bakmak.

    28- Allahü teâlânın varlığını tefekkür etmek.

    29- Dilini, fuhşa âit kelimelerden korumak.

    30- Kalbini temiz tutmak.

    31- Hiçbir kimseyi maskaralığa almamak.

    32- Harâma bakmamak.

    33- Mü’min her hâlde, sözüne sâdık olmak.

    34- Kulağını münkerât dinlemekten korumak.

    35- İlim öğrenmek.

    36- Tartı ve ölçü âletlerini, hak üzere kullanmak.

    37- Allahın azabından emin olmayıp, dâima korkmak.

    38- Müslüman fakirlere zekât vermek ve yardım etmek.

    39- Allahın rahmetinden ümid kesmemek.

    40- Nefsinin isteklerine tâbi olmamak.

    41- Allah rızası için yemek yidirmek.

    42- Kifayet miktarı rızık kazanmak için çalışmak.

    43- Malının zekâtını, mahsûlün uşrunu vermek.

    44- Âdetli ve lohusa olan ehline yakın olmamak.

    45- Kalbini, günâhlardan temizlemek.

    46- Kibrli olmaktan sakınmak.

    47- Baliğ olmamış yetimin mâlını hıfz etmek.

    48- Genç oğlanlara yakın olmamak.

    49- Beş vakit namazı vaktinde kılıp, kazâya bırakmamak.

    50- Zulümle, kimsenin malını yimemek.

    51- Allahü teâlâya şirk koşmamak.

    52- Zinâdan kaçınmak.

    53- Şarabı ve alkollü içkileri içmemek.

    54- Yok yere yemîn etmemek.


    Tarih: 21:35, 11/2/2007
    Yorum (3) | Bağlantı

    <- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->

    counter free hit unique web
    View My Stats

    Kevser En Ýyi Siteler ListesiÝSLAM TOPLÝST http://www.tavaf.com/toplist/Linkinizi Ekleyin Dini100.Net ((Dini Siteler Listesi))Animated

    Dini Sitelerburcinturpcu